Eskişehir pek çok şey anımsatan bir şehir, isminden geliyor olmalı: Eski-Şehir. Ama değil, aksine her yer modern. Belki Ankara’ya yakın olması, diğer yandan Marmaray’a binmiş gibi Gebze’den, İzmit ve Sapanca’dan sahilden geçip hemen varılması onu özgün kılıyor. Trenden iner inmez hiç yabancılık çekmiyorum. Dümdüz bir şehir ve yürümesi kolay. Sonra şehrin ortasından geçen tramvay bana bir Avrupa şehrinde olduğum duygusunu veriyor: Helsinki veya Amsterdam. Binalar çok estetik, her yer temiz, insanlar naif, tramvay son kişi binene veya birisi kapıyı son anda açıp ininceye kadar bekliyor. Duraklarda tramvaya binmeyerek sohbet eden gençler bulunuyor. Zaten tüm şehir bir Üniversite kampüsü havasında, düdük ve meşale piyasasını canlandıran Eko’nun diploma iptali yürüyüş ve gösterileri de naif. Her yerde bulunan heykeller de şehrin dokusuna uyuyor, Bakü veya Üsküp’teki gibi sonradan eklenmiş izlenimi uyandırmıyor. Şapkası Fransız şapkalarını andıran kadınlar bile var tramvayda. Ve tabi Varuna Gezgin’in anavatanı burası. Biraz yapay kokular karışsa da yaşadığım şehirde hissettiriyor. Çiçek açmış ağaçlar ve hafif çiseleyen kar yanyana.
